1
1
Hürmüz Boğazı, küresel enerji trafiğinin en kritik geçiş noktalarından biri olmasının ötesinde aynı zamanda zengin bir deniz ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Ancak bölgede artan jeopolitik gerilimler ve petrol sızıntısı riski ekolojik yaşamı tehdit ediyor.
Basra Körfezi’ndeki gemilerden çok uzak olmayan bir yerde ekolojik yaşam devam ediyor. Hürmüz Boğazı, yunuslara ve bölgedeki en çeşitli mercan popülasyonuna ev sahipliği yapıyor; bilim insanları, çatışmaların su altı dünyasını tehlikeye attığını söylüyor.
Greenpeace’in sözcüsü Nina Noelle, bölgedeki petrol sızıntılarını düzenli olarak takip ettiklerini dile getiriyor.
Hürmüz Boğazı’nın coğrafi konumu, boğazı sadece politik değil aynı zamanda ekolojik açıdan da önemli bir yer haline getiriyor; boğaz derin, serin Umman Körfezi ile sığ, sıcak Basra Körfezi arasında bir geçiş bölgesinde yer alıyor. Umman Körfezi’nden gelen akıntılar, plankton çoğalmasını ve mercan resiflerini besleyen besinleri ve larvaları taşırken daha derin akıntılar, mevsimsel olarak oradan geçen resif balıklarını ve göçmen balina köpekbalıklarını çekiyor. Boğaz, deniz kaplumbağaları için yuvalama alanı sağlarken Umman kıyıları da nesli kritik derecede tehlike altında olan ve göç etmeyen Arap kambur balinalarına ev sahipliği yapıyor; çevredeki sularda ise dugonglar ve deniz yılanları yaşıyor.
Çatışma uzarken bilim insanları da petrol sızıntılarının etkileri konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor. Miami Üniversitesi Rosenstiel Deniz, Atmosfer ve Yer Bilimleri Okulu Deniz Biyolojisi ve Ekolojisi Bölümü Başkanı Profesör Martin Grosell, “Ham petrolde bulunan bileşiklerin çoğu kalp fonksiyonunu ve solunumu hedef alır. Uzun süreli petrol maruziyeti, stres tepkisinin aşırı zorlanmasına yol açar ve bu da bağışıklık fonksiyonunu baskılar, hayvanları enfeksiyonlara ve diğer çevresel etkilere karşı daha duyarlı hale getirir” diyor.
Grosell, ham petrolün aynı zamanda hayvanların sinir sistemlerini de bozduğunu, duyularını ve yön bulma, girdileri işleme ve çevrelerinde kendilerini doğru şekilde yönlendirme yeteneklerini zayıflattığını ifade ediyor. Bu durum yırtıcı hayvanların tepkilerini ve av bulma yeteneklerini de etkiliyor.
Kuzeyde İran ile güneyde Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında dar bir geçit olan Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’nin ağzında yer alıyor. Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Sharjah Amerikan Üniversitesi’nde biyoloji profesörü olan ve bölge genelinde saha araştırmaları yürüten Aaron Bartholomew, boğazı Körfez’in ekolojik tacı olarak tanımlıyor.
Bartholomew, bu durumu “Hürmüz Boğazı, Körfez’in tamamındaki en çeşitli ve en yüksek mercan örtüsüne sahip olmasıyla biliniyor” diye özetliyor. En zengin konsantrasyonlar boğazın İran tarafında ve Körfez’in güney kıyı şeridinin bazı kısımlarında bulunuyor. Bölgedeki mercan resifleri, yükselen okyanus sıcaklıklarıyla bağlantılı beyazlama olaylarından büyük ölçüde etkilenmiş olsa da başka yerlerdeki mercanlar hayatta kalamazken bu resifler hayatta kalmayı başarıyor.
Ancak Bartholomew’e göre Körfez koşulları deniz yaşamını fizyolojik sınırlarına kadar zorluyor. “Yazın çok ama çok sıcak, kışın ise şaşırtıcı derecede soğuk sıcaklıklar yaşıyoruz” şeklinde konuşan Bartholomew, suda tipik olarak ekolojik zarara neden olan yüksek konsantrasyondaki çözünmüş tuzlara atıfta bulunarak “Körfez’deki buharlaşma nedeniyle tuzluluk oranımız da arttı” diye ekliyor.
Bartholomew, söz konusu koşulların “tartışmasız dünyadaki en sert mercanları” ürettiğini belirtiyor ve mercanların, insan kaynaklı iklim krizinin getireceği daha sıcak ve daha değişken okyanuslarda nasıl hayatta kalabileceklerine dair bir model olarak aktif olarak inceleyen araştırmacılar için önemli olduğunu şöyle açıklıyor:
“Mercanlar okyanuslardaki biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ekosistemdir ve çok çeşitli balıkları ve omurgasız türlerini destekler. Balıkçılık açısından kesinlikle önemliler. Turizm açısından da önemliler”.

Resiflerin ötesinde, boğazın etrafındaki sular yoğun ve çeşitli bir hayvan topluluğunu besliyor. Hint-Pasifik kambur yunusları ve Hint-Pasifik şişe burunlu yunusları, Umman’ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası boyunca yaşıyor. Bartholomew, nefes almak için yüzeye çıkmak zorunda kalan bu tür memeliler için endişe duyduğunu vurguluyor.
Sir Bani Yas Adası gibi açık deniz adaları, yeşil ve şahin gagalı deniz kaplumbağaları için yuvalama alanı görevi görüyor. Bartholomew da “Birleşik Arap Emirlikleri sularındaki petrol sızıntılarının kaplumbağa ölümlerine yol açtığı iyi belgelenmiştir; yani kaplumbağalar esasen petrol sızıntısının içinde ölür ve daha sonra kıyıya vururlar” değerlendirmesini paylaşıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin sığ kıyı sularında deniz yılanları da yaşıyor. Balina köpekbalıkları, Katar’ın petrol açısından zengin açık deniz sularında yumurtlayan uskumru ton balıklarını takip ederken mevsimsel olarak bu sulardan geçiyor.
Boğazın daha uzağında, Abu Dabi’nin batısında ve Katar’ın güneyindeki sığ deniz çayırlarında, deniz ayılarıyla yakından akraba olan bir memeli olan dugongların dünyanın en büyük ikinci popülasyonu yaşıyor. Dugonglar şu anda boğazdaki çatışmadan korunuyor olsa da Bartholomew, kıyı sularına ulaşan bir sızıntının ciddi bir tehdit oluşturacağını kaydediyor.
Grosell, “Yağ ve suyun karışmadığını duymuşsunuzdur ama bu doğru değil” diyor. Bazı zehirli kimyasallar da petrolden salınarak su sütununa, yüzeyden deniz tabanına kadar uzanan okyanus yaşam alanına karışabiliyor.
Petroldeki kimyasallar su sütununda çözündüğünde, balık gibi suda nefes alan hayvanlar bunları solungaçları yoluyla emiyor; mercanlar da bunları doğrudan dokuları yoluyla emiyor. Yüzeye çıkan petrol, yunuslar, deniz kaplumbağaları ve deniz yılanları gibi nefes almak için yüzeye çıkan hayvanlar için zararlı hale geliyor.
Hem hava soluyanlar hem de su soluyanlar için ham petroldeki birçok kimyasal kalp ve solunum fonksiyonunu, bağışıklık sistemini, duyu sistemini ve merkezi sinir sistemini hedef alıyor.
Grosell, boğazda daha fazla gemi kaldıkça daha fazla petrol sızıntısının meydana geleceğine ve bunun da zararlı çevresel etkiyi artıracağına inanıyor.
20.04.2026 SAAT 23:17