Popular Posts

Çanakkale’de Maden Sahaları İçin Ekolojik Rehabilitasyon Çağrısı

Çanakkale’nin Çan havzasında geçmiş dönem faaliyetlerinden kalan linyit ocaklarının ekosisteme kazandırılması için bilimsel çalışmalar hız kazandı. Prof. Dr. Hasan Göksel Özdilek, düşük pH değerine sahip su birikintilerinin rehabilitasyonunda insan saçı ve dolomit taşı gibi yenilikçi yöntemlerin ekonomik ve çevresel avantajlarına dikkat çekti.

ÇANAKKALE – Madencilik faaliyetleri sonrası doğaya yeniden kazandırılma süreci tamamlanmamış alanlar, bölgedeki su kaynakları yönetimi açısından stratejik bir konu haline geliyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Göksel Özdilek, Çan havzasındaki eski linyit ocaklarında biriken suların ekolojik dengesini ve bu alanların ıslahı için yürütülen projeleri değerlendirdi.

Ekosistemin Dengelenmesi Öncelikli Hedef

Yörede yaklaşık 20-30 yıl öncesinden günümüze ulaşan su birikintilerinin asidite oranlarının (pH 2-4) doğal yaşam standartlarına getirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Özdilek, “Mevsime bağlı olarak hacimleri değişen bu alanlar, çevreyle yalıtılmadığı takdirde yerel su havzalarını etkileme potansiyeline sahip. Özellikle bölgenin önemli su damarlarından olan Kocabaş Çayı üzerindeki baskıyı azaltmak için bu noktaların kontrol altında tutulması kritik önem taşıyor,” ifadelerini kullandı.

İnsan Saçı ve Dolomit ile Ekonomik Çözüm

Islah çalışmalarında maliyetleri düşürecek yerli ve yenilikçi yöntemlerin altını çizen Özdilek, deneysel süreçte elde edilen umut verici sonuçları paylaştı:

  • Doğal Filtrasyon: İnsan saçının filtre olarak kullanılmasıyla sudaki belirli elementlerin temizlenmesi hedefleniyor.
  • pH Dengesi: Dolomit taşının, suyun asidite oranını nötralize ederek doğal seviyelere getirmede etkin olduğu gözlemlendi.
  • Ozonlama: Mangan gibi zor giderilen elementlerin bertarafında ozonlama tekniğinin başarı sağladığı kaydedildi.

“Sürdürülebilir Madencilik ve Gelecek Projeksiyonu”

Sorunların kaynağında çözülmesinin mühendislik etiği açısından esas olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Özdilek, madencilik faaliyetlerinin planlama aşamasında çevresel bariyerlerin ve kapalı işletme yöntemlerinin önceliklendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Gelecekte bu tür alanların yüksek maliyetli birer çevresel yükümlülük haline gelmemesi için bugünden adım atılması gerektiğini belirten Özdilek, şu değerlendirmede bulundu:

“Gelişmiş ülkelerde bu tür sahaların ekonomiye kazandırılmasına yönelik uzun vadeli projeler yürütülüyor. Ülkemizde de benzer rehabilitasyon süreçlerinin yaygınlaşması, hem su kaynaklarımızın korunması hem de kuşaklar arası adalet açısından büyük önem taşıyor. Islah edilmemiş alanların uzun vadedeki dolaylı maliyetleri, planlı bir rehabilitasyon bütçesinden çok daha yüksek olabilir.”

Uzmanlar, Biga Yarımadası genelindeki maden faaliyetlerinin, bölgenin artan yağış rejimi ve su potansiyeli göz önünde bulundurularak “sıfır atık” ve “tam rehabilitasyon” ilkesiyle yürütülmesinin altını çiziyor.

KAYNAK

KARDEŞ HABER

11.05.2026 SAAT 23:21

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir